Tağut ve Destekçileri Hakkındaki Şüphelerin Aydınlatılması (Sonuç Bölümü)

Üzerinde durduğumuz meselenin sonu olarak değil ama kitabımızın sonucu olarak, Tevhid’in hakikatini bilmeyen ve bu tağutların destekçilerini savunanların şu sözlerini de aktarmak isteriz: “Bu askerleri, casusları ve onlara benzeyen tağutun diğer yardımcılarını tekfir etmenin size faydası nedir?”

İlk olarak deriz ki: Onları tekfir etmek Allah’ın hükmü olduğu sürece, hikmetini bilmemiz gereken bir iş değildir. Rahman’ın kullarına düşen görev, bu hükme kalplerini açmak, nefislerini bu hüküm hakkında razı etmek ve Allah’a tam bir şekilde teslim olmaktır.

Sonra deriz ki: Bunun faydası burada sayılarak bitirilemez. Faydası, sadece şirk ve müşriklerden uzak durmayı içeren (İbrahim Milleti olan) amelî Tevhid’i gerçekleştirmek bile olsa yeterlidir.

Allahu Teala şöyle buyurur: “İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: ‘Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a iman edinceye kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir. [Mümtehine,4]

Allah Subhanehu ve Teala, bizi bu güzel örneğe ve en önemli şartı; şirkten, müşriklerden uzaklaşmak, onları inkar etmek ve düşman edinmek olan yüce dine uymaya, ona yardım etmeye çağırmaktadır. Kafiri Müslümandan ayıramayan kimse için bu nasıl gerçekleşir? Allahu Teala şöyle buyurur: “De ki: ‘Ey Kafirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapmazsınız. Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size; benim dinim banadır.” [Kafirun,1-6]

Yine bu işin büyük faydalarından birisi de; pisin temizden ayrılması ve suçluların yolunun ortaya çıkmasıdır. Allahu Teala şöyle buyurur: “Suçluların yolu belli olsun diye, ayetleri böylece uzun uzun açıklarız.” [Enam,55] Kim küfrü imandan, kafiri Müslümandan ayıramıyorsa, suçluların yolunu mü’minlerin yolundan ayırması ve mü’minlerin yoluna uyup suçluların yolundan kaçınması için, ona suçluların yolu gösterilmelidir. Yine mü’minlere karşı Allah için sevgi ve kafirlere karşı da Allah için düşmanlık emri, mü’min ile kafiri birbirinden ayırmadan nasıl yerine getirilecek? Ki bu emir, imanın en sağlam kulpudur. Onun terk edilmesinde büyük bir fesat ve kargaşa vardır.

Allahu Teala şöyle buyurur: “İnkar edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşa, fitne ve büyük bozgun çıkar.” [Enfal,73]

Bu dostluk ve düşmanlık, ancak gereklerinin ameli olarak yerine getirilmesi ile meydana gelebilir. Her iki safı birbirinden ayıramayan bunu nasıl gerçekleştirir? Günümüzün durumuna bakıldığında ise bu konunun terkedilmesinin nelere sebep olduğu ortadadır. Bu emri ihmal eden ve küçümseyen kimselerin, kimi sevdiklerini ve kime öfke duyduklarını, kimi dost ve kimi düşman edindiklerini bilmediklerini görürsün. Allahu Teala ise böyle bir karışıklığı reddetmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Öyle ya, (Allah’a) teslimiyet gösterenleri, o günahkarlar gibi tutar mıyız hiç? Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?” [Nun,35-36]
“Yoksa iman edip salih amel işleyenleri, bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız?” [Sad,28]

Allahu Teala, kanın dokunulmazlığı, miras, dostluk, nikah, kestiğinin yenmesi, barış ve sevgiyle muamele ve buna benzer Müslümanların hakları ve kafirlere karşı uygulanması gerekenler ile alakalı olarak hükümler koymuştur.

Bu nedenle, muvahhidlerin yolu ve muvahhidlerin müşrik ve kafirlere karşı muameleleri ile; bu emre gereken önemi vermeyen, hatta bu emre bağlılıkları nedeni ile Tevhid ehlini bid’atçılık ile suçlayan, bazen de şirk ehlinden uzak olmaları ve Tevhid konusundaki bağlılıkları sebebi ile onları tekfir eden, bundan dolayı da hak ve batılı birbirine karıştıran, muvahhidlere ve bu muvahhidlerin davetlerine dil uzatan, onlara düşmanlık eden, bununla beraber Allah’ın düşmanlarına karşı dostluk ve dalkavukluk yapanların yolu arasında, açık bir fark görülür.

Bu iki safı birbirinden ayıramayanlardan bazıları, kafirlerin meclislerine ve buna benzer tehlikeli ortamlarına katıldılar. Müslüman ile kafirin farkını ortaya koyan Tevhid’in maslahatını, kendilerinin maslahat olarak değerlendirdikleri batıllarından ayırmadılar. Bunlar, şirk ehli ile iman ehlini birbirinden ayıran Kur’an hidayetinden yüz çevirmektedirler.

Bu meselenin bilinmesinin faydalarından birisi de; kişinin içerisinde yaşadığı topluma karşı yapacağı sahih davetin hududlarını ortaya koyabilmesidir. Çünkü kişinin içerisinde yaşadığı toplumun Müslüman bir toplum olması ile müşrik bir toplum olması, yine putperest müşriklerden olan bir toplum olması ile kitap ehlinden olan müşrik bir toplum olması ve yine mürted bir toplum olması ile asli kafirlerden olan bir toplum olması arasında fark vardır. Bunlara karşı uygulanması gereken davet metodunda da farklılıklar söz konusudur.

Bu farka binaen Buhari ve Müslim’de geçen bir hadiste Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Muaz bin Cebel’i Radıyallahu Anh Yemen’e göndermesi esnasında ona davet metodunu açıklayıcı olarak şunları söylemiştir: “Sen, ehl-i kitap olan bir kavme gidiyorsun. Onları ilk çağıracağın şey, Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmeleri olsun (Başka bir rivayette ise; “Allah’ı birlemeleri olsun” diye geçmektedir.) Eğer onlar bu konuda sana icabet ederlerse, Allah’ın onlara gündüz ve gecede olmak üzere beş vakit namazı farz kıldığını bildir…”

Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların durumunu ve hükümlerini, sonra bu durum ve hükümlerine binaen uygulanması gereken davet ve muamele yolunu nasıl belirlediği meselesine dikkat etmemiz gerekir. Bu meselenin bilinmesi ile alakalı faydalar çoktur. Ancak üzerinde durduğumuz meselenin farklı olması nedeni ile bu faydaları teker teker burada saymak zordur.

Sonuç olarak bizim nefislerimize ve kendi nefislerine yaptıkları zulümlerden dolayı Tevhid ile şirk ayırımını yapmayanları ve dolayısıyla da bizimle tartışmaya girenleri Allah’tan korkmaya çağırıyorum. Yine bizim ne söylediğimizi dinlemeden ve yazdıklarımızı okumadan, insanları genel manada ve tamamen tekfir ettiğimizi söylerek bize iftira atanları da Allah’tan korkmaya çağırıyorum…

Onlar, kendisine hiçbir şeyin gizli kalmadığı Rab’e Subhanehu ve Teala arzolunacaklardır. Ve onların tüm sözleri de küçük veya büyük olarak işlediklerinin kayıtlı olduğu kitapta kendilerine sayılacaktır. Allahu Teala şöyle buyurur: “Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” [Ahzab,58]

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Kim mü’mine onda olmayan bir şeyi (kötülüğü) nisbet ederse, ta ki söylediği bu sözün dayanağını getirinceye kadar irin çukurunda hapsedilir.” (Ebu Davud, Taberani)

İşte açık bir şekilde diyoruz ki: Biz, hiçbir Müslümanı, helal saymadıkça kişiyi küfre sokmayan hiçbir günah nedeniyle tekfir etmeyiz. Tağut düşmanlarımızın ve İrca cemaatlerinden bize düşmanlık iftirasını atanların söylediği gibi, bütün insanları genel manada tekfir etmeyiz. Ancak Tevhid’i yok eden, yok olmasına yardımcı olan, onu ortadan kaldıran bir şeyi yapan, şirk ve putperest düşmanlarının zaferi için, Tevhid ehlini düşman edinen ve muvahhidler aleyhinde onlara yardımcı olanları tekfir ederiz.

Ve bilmekteyiz ki küfrün şartları ve engelleri vardır. Şartlar gerçekleşmedikçe ya da engeller ortadan kalkmadıkça kimseyi tekfir etmeyiz. Herhangi bir küfre sebep olacak söz veya amel işlemiş birisi hakkında eğer ki tekfirine mani olacak bir engel bulursak, bu kişiyi tekfir etmeyiz.

Bu sayfalarda konuştuğumuz bütün bu şeyler; dini inkar eden putperestler, şirk askerleri ve Tevhid düşmanlarının küfrü hakkındadır. Onlar, Tevhid ehliyle savaşanlar, şirk anayasasına ve sonradan ortaya konulan kanunlara yardımcılık yapanlardır.

Bizim yanımızda bunları işleyenlerin küfrü güneşin en aydınlık halinden bile daha açıktır. Bunların küfrüne hükmetmemizin delilleri ise hevalarımıza veya başkalarını taklit etmemize ya da istihsana değil tamamen şer’i nasslara dayanmaktadır.

Bizimle tartışmaya girenlere diyoruz ki: Allah’tan korkun, “Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.” [Bakara,42]  Bizimle sizin aranızda Allahu Teala’nın Kitabı ve Rasulü’nün Sallalahu Aleyhi ve Sellem Sünneti vardır. Bunun dışında bir hükmü kabul etmeyiz. Allah’ın Subhanehu ve Teala Kitabı’ndan ve Rasulü’nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sünneti’nden, söylediklerimizi yalanlayan bir delil getirin. Bu getireceğiniz delil sebebi ile bizi Allah’ın izniyle en mutlu insanlar ve bu delile uyan ilk kimselerden göreceksiniz. “De ki, sözünüz doğru ise delillerinizi getirin.” [Neml,64]

Kitap ve Sünnet üzerine bina edilen şer’i bir delile dayanmayan boş dedikodular, kuru safsatalar ve batıl ithamlara gelince; şüphesiz bunlar sahiplerine geri çevrilecektir. Şer’i delili kabul etmeyen, ona uymayan ve bu delile itaat etmeyen kimsede hayır yoktur. Sözün uzatılması ya da kısaltılması ona fayda vermez.

Allahu Teala şöyle buyurur; “Artık Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?” [Casiye,6]

Allahu Teala, İbnu’l-Kayyım’a rahmet etsin. O Rahimehullah, “Nuniyye” isimli kasidesinde, Kitap ve Sünnet hakkında şöyle der:

“Kime bu ikisi yetmezse
Zamanının en kötü olaylarının şerlerinden Allah onu korumaz.
Kim bu ikisiyle şifa bulamazsa
Kalp ve bedeninde Allah’tan şifa bulamaz.
Kim bu ikisiyle zengin olmazsa
Arş’ın Rabbi onu darlığa ve yokluğa atar.
Söz, yüce kimselerle birliktedir,
Hayvan seviyesinde olan rezillerle değil.”

Allahu Teala’nın salat ve selamı, Peygamberimiz Muhammed’in Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onun âlinin, bütün ashabının ve O’nu dost edinenlerin üzerine olsun.

Ebu Muhammed Asım

* * *

*Ayrıca bu konuya gereken önemi vermeyenler, bu meseleden genel olarak uzak durulması yönünde çağrı yapanlar, günahkarları Müslümanlardan üstün tutanlar; “tekfir” ile suçladıkları muvahhidleri engelleyebilmek için müşrik ve günahkarlardan yardım isteyenlerdir. Buna örnek olarak Ali el-Halebi’nin, çocuklar tarafından kendisine sorulan bir soruya verdiği cevabını sunabiliriz. Ki ona sorulan soru şu idi: “Günümüzde bu tekfircileri yönetime ve güvenlik görevlilerine şikayet etmek caiz midir?” Bu soruya karşı Ali el-Halebi’nin verdiği cevab ise şudur: “Eğer bu kişilerin durumu, ümmetin ifsadına ve dalaletine sebep olacak bir halde ise bunları güvenlik görevlilerine şikayet etmek vaciptir…!” Onun bu sözü Berbehari’nin “Şerhu’s-Sünne” isimli kaset serisinin 11 nolu bölümünde bulunmaktadır.


Bu Bölümde Yeni Haberler:
Bu Bölümde Eski Haberler:

 

Yorum ekle

Uyarı : Yorumlar bölümünde yer alan yorum,eleştiri,bilgi ve tavsiyeler «Shamil-Online web sitenin fikrini yansıtmaz»
Kişilerin kendi görüşlerine dayanmaktadır.Buradaki fikir ve eleştiriler tercihinize uygun olmayabilir.
Yapılan yorum, bilgi, tavsiye tamamen kişilerin kendi sorumluluğundadır.
Yayımlanan yorum, fikir ve eleştirilerin içeriğinden sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.


Güvenlik kodu
Yenile

Bir Hadis