İslam Coğrafyasının Suriye İmtihanı:BAAS Kanseri

Baas Partisi, “Arap ulusunun tek bir sosyalist devlette birleşmesini amaçlayan siyasal, milliyetçi, sosyalist bir partidir.”(1) Partinin kuruluşu 2. Dünya Savaşı’nın evveline kadar dayanmakla beraber resmi olarak bir parti statüsüne kavuşması için 50’li yılları beklemek gerekecektir.

Baas Partisi, Ortadoğu’ya hâkim olan siyasal istikrarsızlıkların çözümünü amaçlayarak siyasi faaliyetlere girişen iki teorisyenin ürünüdür. 1953 yılında Mişel Eflak(2)’ın kurduğu Arap Diriliş Partisi ile Ekrem Havravi’nin partisi olan Arap Sosyalist Partisi’nin birleşmeleri ile kurulan Baas Partisi, Arap dünyasındaki yerini almış oldu. Arapçada Baas, ‘yeniden diriliş’ anlamına gelmektedir. Bu iki partinin birleşmesi ile siyaset sahnesine çıkan ‘Arap Sosyalist Diriliş Partisi’, Ortadoğu’nun kaderinde büyük izler bırakacak ve bu coğrafyadaki ülkelerde gerçekleştireceği askeri darbeler ve Sünni-Müslüman katliamlarıyla -bugünlerde olduğu gibi- sık sık dünya gündeminde yer alacaktır.

Parti’nin ideolojisi Ortadoğu’da yaşayan bütün Arap ulusunu tek çatı altında birleştirebilecek Arap milliyetçisi-sosyalist bir devlet kurmaktır. Hilafetin yıkılmasıyla son yüz yılını yapayalnız geçirmiş olan Ortadoğu halkını partiye kanalize etmek amacıyla Birlik, Özgürlük ve Sosyalizm sloganları kullanıldı. Parti’nin ideolojisi, partisel birliğe ve yabancıların baskılarına karşı koyma fikirlerine dayanıyordu. Her ne kadar parti, Suriye kökenli olsa da Irak’ta da ciddi bir yapılanma imkânı buldu. Bu amaçlarla ilerleyen parti, ilk kongresini 1947’de Şam’da yaptı ve kısa sürede Arap ülkelerinde teşkilatlanarak diğer ülkelerdeki Arap topluluklar arasında adını duyurmaya başladı.

Suriye Baas Partisi’ni başkanlığını ve aynı zamanda Suriye devlet başkanlığını 1970’ten 2000 yılına kadar Hafız Esed yapmıştır. Müşrik zalim Nusayri zincirinin ilk halkası olan Hafız Esed, Baas adına 1970 de kansız bir askeri darbe ile devleti ele geçirmiştir. Hava kuvvetleri komutanlığı yanında savunma bakanlığı ve en sonunda da Suriye devlet başkanlığı yapmış bir isimdir.(3) Ondan sonra ise oğlu Beşer Esed devlet başkanlığı makamına getirilmiştir. Bugünlerde yaşadığımız olaylara bakarsak, konu Müslümanlara yapılan zulüm olunca ‘boynuz kulağı geçermiş’ misali oğul Esed, babasını pek de aratmamaktadır.

Konumuzun buraya kadar olan kısmı hemen her araştırmacının kitaplardan ya da internetten ulaşabileceği; fakat biz Müslümanların Suriye’de olan bitenleri anlamak adına bilinçlenmemize dişe dokunur derecede yaramayacak bilgilerdir. Çünkü durum, bize aksettirilenden farklı hatta kelimenin tam anlamıyla korkunç bir tablodur. Hz. Ömer(ra)’den bu yana yaklaşık 1300 yıl boyunca İslam âlimlerinin, mücahid komutanların, bilim adamlarının beşiği olan diyar-ı Şam (Suriye), bir avuç Nusayri’nin elinde deyim yerindeyse ‘açık hava cezaevi’ haline dönüşmüş durumdadır. Bilhassa Sünni-İslam cemaatlerine karşı neredeyse savaş ilan edilmiştir.

Türkiye’deki bazı gafillerin kendilerine kardeş olarak gördüğü Suriye’deki yönetimin, neden Nusayri olduğu sorusu ile bu Nusayrilerin tamamına yakınının neden Baas Partisi üyesi olduğu sorularını da sormadan geçmeyelim. “Şıracının şahidi bozacıdır.” deyiminde olduğu gibi aslında perdenin arkası, kardeşlik türküleri tüttürenlerin yüzlerini kıpkırmızı yapacak kadar utanç vericidir. Şurası da var ki ne de olsa aynı akidenin çocuklarıdırlar. Kimlerin kendilerini desteklediği de malumdur!

Baas Partisi, iktidarda olmaya devam ettiği kırk dokuz yıldan bu yana Suriyeli Müslümanlar için sadece acı ve gözyaşı oldu ve hala da bu zulme devam etmektedir. Yapılan zulümlere girmeden önce Suriye’deki -özellikle- dini yapıyı gözden geçirelim. Dini gruplar: Sünni (%74), Nusayri (%12), Hristiyan (%10), Dürzî (%3) ve az sayıda diğer hizipler (İsmaili, Caferi), Yahudi ve Yezidiler.(4) Görüldüğü üzere Nusayriler, Suriye’deki bir avuç azınlıktır; fakat deyim yerindeyse onların borusu ötmektedir.

Tam dört yüz üç yıl Osmanlı idaresinin, şeriat ve adaletle yönettiği Suriye, yaklaşık yüz yıldır görünürde ‘Beşer’i sistemlerle; fakat hakikatte diğer tüm dünya devletleri gibi şirk düzeniyle yönetilmektedir. Avrupalının bir asırdır bütün İslam coğrafyasını hem madden hem de dinen zayıflatma amaçlı planları, Suriye’deki Müslümanları Ashab-ı Uhdud misali çile dolu bir hayata zorlamıştır. 1. Dünya Savaşı’ndan sonraki Fransız işgali sırasında bile -bugün yaşananlara kıyasla- bu kadar büyük zulümlere maruz kalmayan Müslüman halk, Baas rejimi tarafından kıskaca alınır. Bu baskılara karşı gösterilen tepkilerin tamamına yakını Sünni cemaatlerin tepkileridir. Hiç kuşkusuz bunların en önemlisi ‘Hama Kıyamı’dır.

1963 yılından beri Baas Partisi tarafından yönetilen Suriyeli Müslümanların bir çeşit açık hava cezaevi şartlarında yaşadığını söylemiştik. Konuya açıklık getirmek için bazı örnekler verelim. Öncelikle, Suriye’deki okullarda, müdürlüklerde, -özellikle-silahlı kuvvetlerde, emniyet teşkilatlarında, hastanelerde ve diğer önemli kamu kurumlarındaki görevlerin tamamına yakını Nusayri müşrikler tarafından doldurulmuştur. Nusayriler, genel nüfusun sadece %10’u olmasına rağmen ülkeyi ele geçirmiş durumdadırlar. Sadece bu bilgi dahi Suriye’deki Sünnilerin maruz kaldığı zor durumu gözler önüne sermektedir.

Esed ailesinde devlet başkanı sıfatına sahip ilk kişi Hafız Esed(5) idi. Darbe yaparak ülke yönetimini ele geçirdiğinde takvimler 1970’i gösteriyordu. Esed diktası ila beraber Suriyeli Müslümanlar, cemaatleşme faaliyetleri yapamaz oldular. O dönemlerin en faal cemaati olan İhvan-ı Müslimin’in Suriye’deki faaliyetleri yasaklandı. Hatta Hafız Esed’in çıkarttığı kanunla, Suriye’de ihvan üyesi olanlara idam cezası verilmesi kararlaştırıldı. Yıl 2012 olmasına rağmen bu kanun hala yürürlüktedir.(6) Böylelikle Tevhidin safında mazlum halkın yanında mevzilenmiş Muvahhid Müslümanlara nefes dahi aldırmamak amaçlanıyordu.

Hafız Esed, siyasi hamlelerini büyük bir kurnazlıkla yapıyordu. Cemaatleşme faaliyetlerine göz açtırmamasına rağmen kendi rejimine karşı hiçbir tepki göstermeyen tarikat(!)lara sınırsız destek veriyordu. Baskı ve zulüm dayanılmaz boyutlara varınca birçok Suriyeli Sünni Müslüman göç etti. Sadece Suudi Arabistan’a hicret edenlerin sayısı yaklaşık bir milyondur.(7)

Suriye İnsan Hakları Komitesi başkanı Walid Saffour’un deyimiyle: “300 bin civarında Suriyeli Kürdün resmi kimlik veya pasaportu bulunmamaktadır. 100 bin kişinin ülke dışına çıkması yasaktır. Bizim tahmini rakamlarımıza göre 17 bin ile 20 bin arasında kişi bugün kayıptır. Bu kişilerden bizim tespit edebildiğimiz 17 bin ile 20 bin arasında kişilerin büyük bir bölümü hapishanede idam edildi. Bunlardan 400 civarında insanın hâlâ hapishanelerde yaşıyor olabileceğini tahmin ediyoruz.” (8)

Suriyeli Sünni-Müslümanların yaşadığı işkenceleri belki de hiçbir İslami cemaat yaşamamıştır. Hem Hafız Esed hem de Beşer Esed, yüzbinlerce Müslümanı zindanlara doldurup akıl almaz işkencelerle zulmetmiş ve binlercesini de şehid etmiştir. Bunlar sadece zindanlarda yapılan işkence ve katliamlardır. Bir de Hama katliamı vardır ki, bu kadarını Irak işgali sırasında ABD dahi yapmamıştır. 1982 yılında yaklaşık yirmi gün içinde elli bin Müslüman bombalanarak ve zehirli gazlar kullanılarak şehid edilmiştir. Bu katliamdan sonra ise yaklaşık yüz bin Müslüman göç etmek zorunda kalmıştır.

Ortadoğu’daki genel duruma net bir şekilde bakarsak bu zalimliğin sadece Suriye Baası’nın geleneği olmadığını görürüz. Osmanlı’nın çöküşünden bu yana kan kusmakta Ortadoğu’nun yetim kalmış Müslüman halkları. Bazen bağrından çıkan firavunlardır katilleri; Esad, Saddam, Mübarek gibi. Bazen de dışarıdan işgalle gelir kan ve göz yaşı; İsrail’in kurulması, 1991 Körfez Savaşı, Irak’ın işgali gibi. Suriye’de olanlar sadece birkaç sayfadır katliamlar tarihi kitabında.

Suriye’ye katliamı protesto edipte, onun abilerinden bahsetmemek haksızlık olur. Ne de olsa cinayeti işleyenle cinayet silahını veren de, cinayete teşvik eden de aynı “kasap dükkanı”nın ortaklarıdır. Bu nedenle Suriye Baas Partisi ne kadar katilse, Suriyeli Nusayrilere Sünnileri katletsin diye silah yollayan Sovyetler ve onun ardılı Rusya da aynı şekilde katildir. Suriye’de “zulme dur” diyen halkı öldürmek için silah ve mühimmat yollayan Şii-Safevi İran da katildir. Lübnan’daki Hizbullah ise çoktan kollarını sıvamış, Ehl-i Sünnet’i katletmek için “mücahid” birliklerini Esad’a hizmet etmek için Suriye’ye göndermiştir.

Tevhidin safında mazlumların yanında mevzilenen Suriye Müslümanlarına, aslında tüm dünya cephe almıştır. Bugün diyar-ı Şam’ın tamamını mevzi edinmiş direnmektedir onurlu Müslümanlar. Humus, Hama, Dera, Halep… Selam olsun Şam’ın yiğitlerine… Selam olsun direnen erlere…

Abdurrahman ÖZDEMİR

Mevzi Dergisi

----------------------------------------

(1) http://tr.wikipedia.org

(2) Mişel Eflak: 1910 da Şam da Yahudi bir anne ve Fransız bir babadan doğdu. Baas ideolojisinin lideridir. Arap gençliğinin Gandi’si olarak bilinir. Marksizm’i savunmuştur. “Vatan için ölen şehittir” diye bir hadis uydurmuştur

(3) http://tr.wikipedia.org

(4) US Department of State. Background Note: Syria

(5) Doğum: 6 Ekim 1930, ölüm: 10 Haziran 2000

(6) Suriye Ceza Kanunu 49. Madde

(7)http://www.msxlabs.org/forum/ulkeler-ve-tarihleri/10713-suriye-ve-suriye-tarihi.html#ixzz1kZQdjtUa

(8) Mazlumder Dış İlişkiler Komitesi başkanı Ahmet Zeki Olaş’ın Suriye İnsan Hakları Komitesi Başkanı Walid Saffour ile yaptığı röportajdan alıntılanmıştır.

 

Yorum ekle

Uyarı : Yorumlar bölümünde yer alan yorum,eleştiri,bilgi ve tavsiyeler «Shamil-Online web sitenin fikrini yansıtmaz»
Kişilerin kendi görüşlerine dayanmaktadır.Buradaki fikir ve eleştiriler tercihinize uygun olmayabilir.
Yapılan yorum, bilgi, tavsiye tamamen kişilerin kendi sorumluluğundadır.
Yayımlanan yorum, fikir ve eleştirilerin içeriğinden sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.


Güvenlik kodu
Yenile

Bir Hadis