İçinizde Nusayrilerin Akidesini Bilen Var mı?

Suriye’de Esad diktatörlüğünün halka karşı soykırımı aralıksız sürerken İslami camianın bir kez daha çuvalladığına şahid olmaktayız. İslam tevhidin safında olup tağutî sistemlerin karşısında olunmasını imanın vaciplerinden saymış (1), zalimin karşısında olup mazlumun yanında olmamızı tavsiye etmemiş, bilakis emretmiştir. (2)

Bu iki yönden bakacak olursak Suriye tağuti(3) devletine ve firavunu Esad’a karşı en sert tepkiyi Müslümanların göstermesi gerekirken, tam zıttı bir tutum sergileyen “İslamcı” yazarlar, hocalar ve liderler görmekteyiz. Esad’ın kanlı ellerinden madalya almayı hak eden bu zavallıların “delil” olarak koyduğu birkaç şey var masada. Tabi yerseniz… Cehaletin bir yaşam tarzı olduğu bu ülkede, bu masallarla uyuyan çok kişi olduğu da ortada.

Bu masal kitabını yırtıp atmak, kirletilen bacılarımızın, işkenceden geçirilen gençlerimizin, katledilen abilerimizin belki acısını dindiremez; ama zalimin kahkahalarını biraz olsun azaltabilir.

Nusayri diktatörlüğünden bıkıp ayaklanan halka karşı çıkanların ilk tezini, rejimin kanlı elini sıkmak için Şam’a gidip Esad’la beraber basın açıklaması yapan Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak’tan dinleyelim: “Biz Batı müdahalesine karşıyız. Ülkelerimiz arasında sınır olabilir ama Rabbimiz, kitabımız, kıblemiz, peygamberimiz birdir. Sorunların çözümü Müslümanların kardeşliği ve İslam ülkelerinin birliğinden geçmektedir.” (4)

50 yıldır devam eden Nusayri diktatörlüğüne karşı ayaklanan halka klasik firavunî cevabı verdi Esad. Her gün Müslümanlar öldürülüyor, her gün Müslüman kızlar kaçırılıyor, her gün muhalifler ortadan “kayboluyor”… Burnumuzun dibindeki bu soykırıma susmamız için de Nusayrilerin “Müslüman” dolayısıyla “kardeş” olduğu hatırlatılarak kardeşliği bozan tarafın, firavuna karşı ayaklanan köleler (halk) olduğu masalı anlatılıyor.

Meğer olay Müslümanlar arasındaki üzücü bir kardeş kavgasıymış, Amerika’nın oyununa gelinmemeliymiş, öpüşülüp barışılmalıymış… Burada sormak lazım: Biz Nusayrilerle ne zaman kardeş olduk? “Müminler ancak kardeştirler.”(5), tamam. Peki, Nusayrilere göre biz ne zaman Müslüman kabul edildik, Ehl-i Sünnet’e göre Nusayriler ne zaman Müslüman kabul edildi? Tüm bu sorular bizi yeni bir soruya sürüklemekte: İçinizde Nusayrilerin akidesini bilen var mı?

Akide, bir dinin inanç esaslarıdır. Bir dine girmek için o dinin akidesinin benimsenmesi gerekir. O dinin akidesinin bir kısmının ya da tamamının reddedilmesi ise kişiyi o dinden çıkartır. Durup dururken “Ben Müslümanım” diyen bir insanın akidesinin araştırılması elbette güzel bir ahlak değildir. Ancak söz konusu olan Suriye’deki soykırımsa ve birileri katleden ve tecavüz edenlerle, katledilen ve tecavüz edilenlere “Nusayriler Müslüman kardeşleriniz, sizi öldürüyor ve katlediyor olsa da ayaklanmanız yanlış.” edebiyatı yapıyorsa, burada Nusayrilerin akaidine bir bakmak gerekir:

“Mezhebin kurucusu İbn-i Nusayr, Ali’nin ilahlığını, kendisinin de onun peygamberi olduğunu iddia etmiş, tenasühü(6) benimsemiş, haramları helal saymak gibi aşırı görüşler ileri sürmüştür.”(7)

“El-Hasibi tarafından yazılan ve 16 sureden oluşan Kitabu’l Mecmu, Nusayrilik’in kutsal kitabı kabul edilmektedir. Ali’nin ilahlaştırılması temelinde yükselen mezhebin nazariyesi, Hristiyanlıktaki baba/oğul/kutsal ruh üçlemesine benzer bir şekilde Ali/Muhammed/Selman üçlemesi yaparak bâtınî bir akideye dayanmaktadır.” (8)

“Nusayrilerin İslam’dan kopmalarının nedenlerinden biri de Allah’ın (haşa!) insan şeklinde zaman zaman yeryüzünde göründüğüne ilişkin inanışlarıdır. Onlara göre Allah, son olarak Hz. Ali’nin kişiliğinde gözükmüştür. Yani Hz. Ali, Nusayrilere göre Tanrı’dır ve o da (sahabeden) Selman-ı Farisî’yi yaratmıştır.” (9)

“Görünüşte (Ali) imam ise de, bâtınî olarak o Tanrı’dır. Bu, Nusayrilik’in temel inancı olduğu için, onlara göre şehâdet kelimesi, “Ben, Ali’den başka ilâh bulunmadığına şehâdet ederim” şeklindedir.” (10)

Şimdi kardeşlik edebiyatı yapanların cümlesini yeniden hatırlayalım: “Rabbimiz, kitabımız, kıblemiz, peygamberimiz birdir.”

Biz Ehl-i Sünnet’e göre Rabbimiz Allah’tır ve insan olarak yeryüzüne inmez. Nusayrilerin Rabbi ise Ali’de olduğu gibi yeryüzüne birkaç defa insan olarak inmiştir. Yani bizim ve onların Rabbi bir değildir. Kur’an’a göre İsa Allah’ın oğludur demek insanı kâfir yaptığına göre Ali’ye (haşa) Allah’ın kendisi diyenlerin Ehl-i Sünnet’e göre kâfir olduğu apaçıktır.

Biz Ehl-i Sünnet’e göre kitabımız Kur’an-ı Kerim’dir. Nusayriler Kur’an’la beraber 16 sureden oluşan Kitabu’l Mecmua’yı da kutsal kitap görerek kâfir olmuşlardır. Kitaplarımız da bir değil demek ki.

Biz Ehl-i Sünnet’ göre kıblemiz Kâbe’dir ona yönelerek namazımızı kılıyoruz. Diyanet Ansiklopedisi’nde Nusayrilerin bu konuya bakışı evlere şenlik: “Namaz, Ali’ye açılan kalbin niyazı anlamında anlaşıldığından özel bir mekâna, camiye ihtiyaç duyulmadığı gibi herhangi bir tarafa yönelme yahut özel bir duruş da söz konusu değildir.” (11) Kıblenin aynı olması da tutmadı.

Biz Ehl-i Sünnet için Hz. Muhammed (sav) son peygamberdir. Nusayrilere göre İbn-i Nusayr da peygamberdir. Resulullah (sav) zamanında Allah’ın ilah olduğunu, Muhammed (s.a.v.)’in peygamber olduğunu, aynı zamanda Müseyleme’nin de peygamber olduğunu iddia edenler mürted kabul edildiğine göre buradan Nusayriler de kâfir olmuş oluyorlar. Peygamberlerimiz de bir değil yani.

Bu meselenin anlaşılması çok önemli çünkü bu bakışla beraber uygulama da değişiyor. Nusayrilerin müşrik bir toplum olduğu, Nusayri rejiminin de tağut olduğu anlaşıldığında, Esad yanlısı “İslamcı” yazarların ikinci tezi de çökmeye mahkûm oluyor.

Nureddin Şirin gibi Kur’an ve sünnet yerine İran mollalarını delil kabul edenlerin kopardıkları yaygara şunlara dayanıyor:

1) Nusayriler Şii’dir ve Sünni-Şii kavgası çıkartılıp Müslümanlar birbirine kırdırılmak isteniyor!

2) Suriye İsrail’in düşmanıdır. İran-Suriye-Lübnan Hizbullah’ı cephesi zayıflatılmak isteniyor! Suriyeli muhalifler ülkeyi ele geçirirse Amerikan müttefiki olacak İsrail’i tehdit etmeyecek!

3) Amerika hangi saftaysa biz karşı taraftayız!

Bunlardan birincisi yaygaranın “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” misali olduğunu anlamamız gerekiyor. Müslümanlar birbirini kırmıyor. Müşrik Nusayriler Müslümanları katlediyor. Nusayri ordusunun katlettiği insan sayısı 8 bini geçti. Kayıplar 5 binin üzerinde. Öldürülen Nusayri ordusunun kaybı ise birkaç yüz ki onların çoğunu da Nusayri rejim öldürdü. Bu mu iç savaş? Bu, zalimin mazluma soykırımıdır. Şii-Sünni kavgası olmasın diyenler, Şiilerin tankları ve ordularıyla, Sünnilerin ise bir avuç milis kuvvetiyle savaştığını görmüyorlar mı? Katleden de Nusayri, tecavüz eden de, işkence yapan da. O halde sokağa çıkıp gösteri yapan zulümden bıkmış halka “Şii-Sünni kavgası çıkarmayın.” demek olayları saptırmaktır.

İkinci yaygara İsrail meselesi. Bizler Tevhidin Safında Mazlumun Yanında olmamız sebebiyle iki yönden de İsrail’in yıkılmasını istiyoruz. Çünkü İsrail hem tağuttur, hem zalim. Suriye tağutluk ve zalimlik konularında bilinenin aksine İsrail’i geçmiş bir devlettir. Sadece 1982 Hama katliamında 50 binin üzerinde Müslüman katleden Suriye’ye İsrailoğulları “gıpta” ile bakıyordur herhalde. Allah bizden İsrail’i yıkmamızı değil şirk sistemlerini yıkmamızı istiyor. Ha İsrail ha Suriye. Bu nedenle “Suriye Nusayri tağutu yıkılmamalı, onlarla beraber daha İsrail’i yıkacaktık.” yalanı, Esad yardakçılarının ve uşaklarının saptırmasından başka bir şey değildir.

Bizim isteğimiz elbette Suriye’de yeni kurulacak rejiminin İslamî olması ve İsrail’i de diğer şirk sistemlerini de yıkmaya çalışmasıdır. Böyle olmayacaksa bile mazlumun yanında olmamız gerektiğinden yine de kıyama kalkan zulümden bıkmış halkın yanında oluruz. Çin’in zulmüne karşı Tibet halkı ayaklansa ve katlediliyor olsa “Bunlara yardım edersek Budist devleti kurarlar, karışmayın Çin öldürsün.” mü diyeceğiz? Ayrıca Özgür Suriye Ordusu’nun ikinci komutanının Adem Özköse ile yaptığı röportajda İsrail’e karşı savaşabileceklerini de söyledi.(12)

Üçüncü mesele Amerikan karşıtlığı meselesi. Bunların çıkış noktası, İslam’a göre dost ve düşmanı belirleyen “vela ve bera” akidesi olmayıp solcu tarzda düşünen beyinlerdir. Amerikan hangi saftaysa karşısında olmalıymışız. İran mollalarının bu “üstün” tezi sayesinde bakılacakmış olaylara. Peki, birileri de sizin gibi düz mantık dese ki “Rusya, Kafkasya’da 300 bin Müslümanı katletti. Çin Doğu Türkistan’da milyonlarca Müslümanı katletti. Bunlar hangi saftaysa karşı safta olalım” dese ne olacak? Amerika Suriye halkının yanında diyerek mazlum halktan yüz çeviriyorsunuz ki Amerika’nın yanında olduğu da net değil. Ama net olan bir şey var ki o da Rusya ve Çin’in Nusayrilerin yanında olduğu. Rusya ve Çin de en az Amerika kadar İslam düşmanı değil mi? Şimdi hangi safta olacaksınız? Bizim siyasetimizi firavunların konumu değil Musaların vahyi belirler. Biz Tevhidin Safında Mazlumun Yanındayız. O kadar…

Tağutu inkâr edip Allah’ı ilah olarak birlemekle emrolunmuş Müslümanların meselelere bakışı akide merkezlidir. Yani siyasetimiz akidemizi belirlemez, akidemiz siyasetimizi belirler! Benim tağutum iyi, seninki kötü diye bir şey yoktur. Tağut tağuttur. Hepsi yıkılmalıdır! Akideyi anlayabilme ve ona göre amel edebilme duasıyla vesselam.

Miraç Karaaslan / Mevzi Dergisi


Dipnotlar                                                                                                           

1)Bakara 2/256

2) Nisa 4/75, Tevbe 9/14

3) “Tağut, Allah’tan başkasına ibadet edilen ve kendisine yönelik bu ibadetten razı olan her şeye verilen genel bir isimdir. Günümüzün tağutlarının en önemlileri, kanun koyma noktasında Allah’a ortak koşan ve beşeri kanunlarla insanlara hükmeden yöneticilerdir.” (Makdisi, “Beyyiatul İmam Örgütü Olarak İsimlendirilmemiz Üzerine” makalesinden)

4) Gerçek Hayat, 16 Ocak 2012

5) Hucurat 49/10

6) Ruhun ölümle birlikte bedenden ayrılınca başka bir bedene girerek yeniden dünyaya gelmesi

7) Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin Nusayrilik maddesi, cilt 33, sayfa 271)

8) Genç Birikim Dergisi, Mayıs 2011 sayısı, sayfa 5

9) Ahmed Kalkan, Müslümanların Akaidi, Rağbet Yayınları, sayfa 423

10) Ahmet Turan, “Kitâbu’l-Mecmu’u'nun Tercümesi”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 8, Samsun 1996, s. 8-11.

11) Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin Nusayrilik maddesi, cilt 33, sayfa 272

12) Gerçek Hayat dergisi, 14/02/2012

 

Yorum ekle

Uyarı : Yorumlar bölümünde yer alan yorum,eleştiri,bilgi ve tavsiyeler «Shamil-Online web sitenin fikrini yansıtmaz»
Kişilerin kendi görüşlerine dayanmaktadır.Buradaki fikir ve eleştiriler tercihinize uygun olmayabilir.
Yapılan yorum, bilgi, tavsiye tamamen kişilerin kendi sorumluluğundadır.
Yayımlanan yorum, fikir ve eleştirilerin içeriğinden sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.


Güvenlik kodu
Yenile

Bir Hadis